“Kadınların Cenneti Başka” – Bayram Öz ile lafladık │Laf Kafe

“Kadınların Cenneti Başka” – Bayram Öz ile lafladık │Laf Kafe

Lafladık: Bayram Öz – Sabah Gazetesi Arşiv Müdürü

Laf Kafe: Belkıs Tunçay – Sevim Pehlivan

 

  • Merhabalar Bayram Bey, sizinle sohbet güzel olur diye duyduk, geldik.

Merhabalar... İyi yaptınız...

  • Aynı zamanda fotoğraf öğretmeni olduğunuzu da biliyoruz. Anılarınız da tecrübeleriniz de fotoğraflar kadar çoktur eminiz. Şu an hatırladığınız bir anınızı bizimle paylaşmanızı isteyerek söyleşimize başlamış olalım.

Fotoğraf öğretmenliğinden bahsedeyim. Bir gün benzin istasyonunda arkadaşlarımı beklerken, etrafta afiş ve manzaralar var; fotoğraf çekiyorum. O sırada bu durum, öğrenci olduğunu öğrendiğim birkaç kişinin dikkatini çekiyor ve gelip soruyorlar “Hocam sen necisin?” diye. “Ben öğretmenim.” diyorum. “Ne öğretmenisin?” deyince, “Metrobüs öğretmeniyim.” diyorum. Aslında her yerde fotoğraf çekerek analiz yapmamdan bahsediyorum. Konu konuyu açıyor; derken, çektiğim bir fotoğraftaki bir kısım insanları konuşuyoruz. Kendi halinde insanlardan... “Bilgi güçtür.” diyorum. “Evet, sinema bilmiyorlar ama olsun, kendilerini biliyorlar.” diyerek o kimseleri anlatıyorum.

“Biz öğrenciyiz.” diyorlar ve ben de bunun üzerine “Tamam... Bizde öğrencilere soru vardır.” dediğimde, “Bana Kant’tan sor ama.” diyor içlerinden biri.

Ben de işi saflığa vurayım diye, “Bizde şekerli sıcak suya kant denir, ondan mı bahsediyorsun?” diye soruyorum. E tabii Kant’tan bahsedeceğim de Kant’a nasıl geleceğiz!

“Yok, ben düşünür Kant’ı söylüyorum.” diyor.

“Tamam o zaman, sana bir soru soracağım, soruyla devam edelim. Sorumuz şu: İETT her zaman görür; tarladaki çiftçi arada bir görür; Allah hiç görmez. Bu nedir?”

“Hocam nasıl bir soru bu?” diyor.

“Kant’a geleceğiz. Sıcak su var mı?” diyorum. O sırada çaylar da gelecek.

“İETT kendi meslektaşını İstanbul gibi bir yerde her zaman görür. Tarladaki çiftçi bir başka çiftçi arkadaşını arada bir görür. Allah ise kendi eşini görmez çünkü yoktur. İşte Kant’a geldik.”

  • Yalnız Kant’a gelmek kolay olmamış anlaşılan... Peki Allah’a nasıl geliriz bu konuşmamızda?

Allah, akıl ile vahyi örtüştürür. Akıl ile vahiy örtüşmüyorsa o akla biz akıl demeyiz. Bizim ilk insanımız, Hazret-i Adem’dir... Bizim din tanımımız da şöyledir: İnsanların mutluluğu için Allah tarafından Cebrail vasıtasıyla peygamberlere indirilen ilahî kanunların bütününe “din” denir. Din, zaten vardı. Örneğin, bir ağaç insan yokken zaten vardı. Allah evreni yarattı sonra insanı yarattı. Kuran’da İnsan Suresi var. Baktığınızda, insan bekletildi diyor. Ruhlar yaratıldı, bekletildi...

  • Hazret-i Adem de yaratıldıktan sonra bekledi.

Evet. Biz bunların üzerinden bir yere gelecek olursak; “ayet” delil demektir. Allah ilk önce evren delilini yarattı. İnsan da delildir, doğa da delildir... İnsan var ama insanın olması için Allah, Cebrail’e bir kitap veriyor. Melekler var insandan önce ama melekler eşyanın ismini bilmiyor. Adem Peygamber’e eşyanın ismi öğretildi, bilerek dünyaya geldi.

  • Allah, Adem aleyhisselamı yarattı ve bütün isimleri Adem’e öğretti.

Zaten ismi öğrenmek, başka bir yere geçiyor; bir şeyi tanımlıyorsunuz artık. Allah’ın kendisi bu bilgiyi Cebrail’e iletti ve bu bilgi vahiy olarak peygamberlere geldi. Peygambere gelene kadar ise söz yok; ağaçlar var ama söz yok. Söz, Kuran’da ya da o günkü durumda sayfa ile başladığı noktada, düşünce oluştu. Söz olmadan düşünce olamaz ki...

  • Ayetler yaratıldı, sözler sonra geldi…

Şimdi, ayetlerin yaratılmasıyla düşünce oluştu, söz olunca düşünce olur. Felsefe bunlardan sonra oluştu.

  • Daha ne tür sorular sorarsınız?

Benim hep ters sorularım var. Çocukların dikkatini nasıl çekeceğiz yoksa? Şimdi birine kızınca, “Allahsız, kitapsız” diye bağırıyoruz ya; “Kitapsız peygambere ne denir?” diye soruyorum. Bir duruyor, “Olmaz öyle!” diyor.

Kitapsız peygamber Nebî’dir; kitaplı nebî de peygamberdir, resuldür. Ancak kitapsız diye sorunca zihin başka yere gidiyor. Kitap gelmeyen peygambere ne denir diye sorunca biliyor, ama vurgulu sorunca başka oluyor.

  • Günümüze ve dünyamıza, geçmiş ve evrensel bir görüş üzerinden baksak?

Yüzyıllar üzerinden de gitsek, dünyada o günden bugüne insanlık burada. Bizler başka bir gezegenden gelmedik. Hazreti Adem’in geldiği yer de arz; bu dünya dediğimiz mekân. Bu mekânda Hazreti Adem geldi, gitti... İşte, yüz yirmi beş bin peygamber diyoruz; kuranda ismi geçen yirmi beş peygamber artı üç veli geçiyor ve bunların hepsi geldi; binlerce insan geldi, milyarlarca insan geldi... Bugüne kadar gelen insan sayısı için otuz beş milyardan bahsediliyor. Otuz beş milyar insan geldi ve dünyada hiçbir şey eksilmedi.

  • Artı üstelik farklı şeyler gelişmeye başladı.

Evet, eksilmedi. Yani lityum çıktı, uranyum çıktı, o çıktı, bu çıktı...

  • Sözü toplum üzerinden aileye getirsek ve size şöyle bir soru sorsak: Kadına cennet vaat edilirken, belirli görevleri var ve kadına, cennetin sekiz kapısından istediğinden gir, deniliyor. Erkeğe ise yük yükleniyor ama böyle bir şey söylenmiyor.

Erkeğin yükü ağır. Kadınlar çok şanslılar, şöyle şanslılar: Öncelikle, Müslümanların sıkıntısı nedir bu konuda? Bu arada ben evlilik meselesine kafayı çok takmış insanım.

  • Toplum olarak alışılagelmiş birçok doğal süreci, inancı çerçevesinde yaşamak hem kadın hem erkek için çok zor günümüz şartlarında...

Biz şuradan bakalım... Cami ile mescit arasındaki fark nedir?

  • Nedir?

Camide toplu olarak namaz kılarsın ve keyifli bir namaz olur; aynı, çocukların bir arada oyun oynaması gibi. Yani tek başına oyun oynayan bir çocuk gibi değildir camide insan. Çocuk tek başına oyun oynadığında ise eğer çok akıllı bir çocuksa arkadaş aramaz. Oyuncaklarıyla müthiş oynar...

  • Derviş misali...

Mescitte ise kimsenin çağırmasına ihtiyaç yok... Yolculuktayken, evdeyken, tek başına çekilip mescitte secde ediyorsun. Secde, Allah’a en yakın olunan yerdir ve gönüllü gidilir. Camiye hoca çağırınca gidilir.

  • Tek başına olan çocuk misali, evde de secde edince tek başına oluyor insan...

Evet, evde tek başına... Kadınların cenneti başka... Allah, insanın yaşaması için üç şeyi bedava, bol vermiş. Birincisi hava; her yerde ücretsiz... Allah, karı–kocanın havasını birbirine emanet etse, içlerinden biri kızdığı zaman diğerine havayı keserdi; kadın nefes alamaz ya da adam nefes alamaz olurdu. Allah nefesi kimseye emanet etmedi. Öğretmene de etmedi, kimseye emanet etmedi... İkincisi su; her yerde bulunuyor... 1950’den sonra Amerika’da su paralı oldu. Kadınlara bir mesaj yayınladılar, “Su içen güzelleşiyor” diye, kadınlar elinde su taşımaya başladı. Güzelleşiyor denmeseydi, su damacanaya girmeyecekti. Üçüncüsü ekmek; her bölgede ekmek bir lira, bir dolar, bir yen, bir riyal gibi... Üç şey var yaşamamız için; hava bedava, su her yerde, ekmek en ucuz... Şimdi, Allah havayı ve beslenmeyi geçici bir süreyle annelere emanet etmiş. Dokuz ay kadar süreyle, Allah, insanı annesine emanet etmiş. Havayı emanet ettiği için diyor ki: “Ey kadın, ey anne, sen o kadar kutsalsın ki, ben görevimin bir kısmını sana emanet ettim; kimseye emanet etmiyorum ben ve sen benim görevimi yaptın! Senin ayağının altına cenneti koyuyorum.”

  • Bu harika... Çok güzel anlattınız... Bu yönüyle gerçekten kadın çok önemli. Tabii evlilikteki rolü de...

Evlilik kurumu, dünyanın en önemli kurumu. Tevhid simülasyonunu biz evlilik üzerinden yaşıyoruz. Aşk dediğimiz şey, sevginin özüdür. Eskiden tek yastık vardı, yünlü tek yastık. Yün iletkendir, insanın enerjisini alır, verir...

  • Yani bu iletkenlikle aynı yastığa iki insan baş koyduğunda durum değişiyor... Günümüzde ise bu yastık uzun zamandan beri ayrılmış durumda.

Evet, olay şudur: Evlilikte diyelim kavga oldu. İki kişi de kenara çekildi. Yastık yünden ve iletken olduğu için, yastığın iletişiminden dolayı, negatif enerji hangisindeyse döndüğü gibi, diğerindeki pozitif enerji de o iletkenlikte dönüyor. Böylelikle enerji dengesi ve alış verişi oluyor...

  • Ki evliliğin zor aşamalarında eskiden ne olursa olsun yine aynı yastığa baş konulurdu ama şimdilerde değil yastık, aynı evde bile maalesef kalınmıyor artık...

Evet, ne yazık ki... Hâlbuki kâinatta her şey dönüyor; vücudumuzdaki kan dönüyor, güneş dönüyor... Her şey döndüğü için güçlü pozitif bir enerji oluşuyor ve bu hep var. Oysa negatif enerji genellikle zayıftır. Ben, evliliğin bu tek yastık olayını, düğünden ev hâline, aile içindeki davranışlara kadar daha birçok açısını önemsiyorum. Örneğin, bir çift için bahsettiğimiz tek yastık durumunda karşılaşacakları şey, bir bakarlar ki, sabah kalktıklarında durumun değişmiş olmasıdır. İşte o enerji, rüya âlemi gibi; düşünün, o enerjide, o âlemde kavgalar olmaz...

  • Yüreğinize sağlık Sevgili Bayram Öz!.. Laf Kafe sitesi olarak bu anlamlı ve değerli sohbet için size çok teşekkür ediyoruz...

Comments powered by CComment