Ergenlere hutbe! - Hikmet Kızıl

Ergenlere hutbe! - Hikmet Kızıl

Düşlerimizden düştük…

Yitik bir çağın haşarı çocuklarıyız bizler. Önce ellerimizden oyuncaklarımızı aldılar, çemberimiz, misketimiz, telden arabalarımız, çamurdan kamyonlar, “birdirbir” sonra ve sonra “al satarım bal satarım”...

Tablet ve bilgisayarların vahşi oyunlarında hayatta kalmayı ve acımasız olmayı zerk ettiler damarlarımıza…

Artık çocuk değildik;  kızlarımız “candy crush”, erkeklerimiz “mortal kombat”...

Kafalarımızı tabletlere gömen zombileriz hepimiz…

Yaşasın hamburger, cola, semirgen ergenler konçinası…

Varsın sevmediğimiz ölse de helvasına kavuşsak yeter!

Varsın komşumuz aç yatsın bize yük olmasın yeter!

Dirisini hiç görmedik, hem komşu da neymiş ?

Sonra mahallece gidilen pikniklerimizi elimizden aldılar.

Mesire alanlarımıza alışveriş merkezleri, gökdelenler dikildi.

İstikbal göklerdeydi, altta kalanın canı çıksındı!

Nush ile uslanmayanın sonu da bişeydi…

Zencilere zenci denmezdi, çok günahtı.

Kızılderililer çok vahşiydi ve  yaşasın Ramboydu, Örümcek Adam, Pokemon vesaire…

Macera dolu Amerika!

Çiçekli bahçemizde Glasnost!

Yaşasın Perestroyka!

Akıp duralım büyük şehirlerin bulvarlarına, sinemalara, stadyumlara, diskoteklere, kafelere, barlara…

Orada burada kankamızla selfie çekelim, görsün yedi düvel dostluk neymiş, arkadaş kime denir…

Tinini bırak gel, her yerde ten kokusu…

Medeniyete dört nala koşalım gençler!

Safları sık ve düzgün tutalım, şeytan girmesin aranıza aman ha!

Jölesiz gelmeyin kardeşim kamusal alanlara!

Görgülü olun, medeni olun biraz…

Manşetlere koşuyoruz gençler, ekranlara, holdinglere, tröstlere, suni şirketlerin kapitalist tapınaklarına...

Kozmetik kataloglarda manasını arıyoruz hayatımızın…

Hit şarkıların, kliplerin, köksüz ideolojilerin, realist çağdaş dinlerin havuzuna atlıyoruz çılgınca…

Özgürlüğe susadık, özgürüz artık…

Ne güzeliz ulan sen de gelsenize…

Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemin deniz kıyıları, beş yıldızlı otel, tatil köyü, gazino bar kafe, kumarhane, umumhane, her tarafta uydu antenleri, 4G, 5N1K…

Ağzımıza hamburger, ellerimizde gitar koşuyoruz pisuvarlara…

Sonra reel politik,

angajman kuralları,

dünya bankası,

krediler, rantabl piyasa ekonomisi…

Konfor şaşaasında kaybolan münkariz gençleriz bizler!

Prospektüs, antidepresan, marka, konfor, karizma...

Yedi düvel korksun bizden!

Jöleli saçlarımızla koşuyoruz meydanlara…

Kişisel gelişimler, reikiler, her sabah huşu içinde yoga!  

Çılgınca zamba zumba!..

Yediğimiz hamburgerler obez mi yapsın bizi, haydi gençler oturmaya mı geldiniz dünyaya!

Yok öyle üç kuruşa dört suşi…

Yoksa siz hâlâ ekmek arası köfte, yanında ayran!..

Ergen ruhlarımıza kelepir soğan bulaştırmayın gözünüzü seveyim nedir bu lahmacun kokusu?

Çek oradan demli bir espresso, frappuccino!

Seksapel vitrinler, düşük faizli krediler, ecinniler, şeksiz gümansız modernizmin takvalıları, küresel ve seküler transformasyon…

Kişisel gelişimini tamamlayan gelsin!

Metali kutsayalım, veli efendi, altılı ganyan, piyango ve manita…

Son kullanma tarihi geçmiş varoş fikirlerinizi çıkarın üstünüzden, koşun koşun, modernist hayatlar palazlıyoruz hem de krediye uygun….

“Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!”

Gregor Samsa, bir sabah uyandığımızda hepimizde bir hamamböceği hissi sevgili Kafka!..

Öyle değil mi Olric!

Uydulardan tepemize boca edilen, kusulan yüzlerce klip, kampüslerde püfür püfür morfoloji, özgürlüğün tadını çıkaran efendiler…

Kutuplardan basık, ekvatordan şişkin, şaşkın, yalan ve sulu bir mesaidir çağdaşlık!

Esmerim, güzelim, dudu dillim, lunaparkta gondolom, gazetede ölüm ilanım, ergenlikte sivilcem, riyam, gösterişim, kutsal ritüelim, doğal seleksiyonum gel katıl bize…

Haydin kurtuluşa çağırıyoruz sizi kardeşlerim!..

Alışveriş merkezlerine, modernizmin kulelerine, çağdaşlığın gayya kuyusuna…

Mütemadiyen cümleler biriktiriyorum yitikliğimiz için...

Mütemadiyen susuyorum…

 

lafkafe.com | Hikmet Kızıl | TÜM YAZILARI