Rafadan Tayfa: Dehliz Macerası | Yorum: Belkıs Tunçay

Rafadan Tayfa: Dehliz Macerası | Yorum: Belkıs Tunçay

Eveeet... Beş kişilik bilet alarak gidip gördüğüm “Rafadan Tayfa: Dehliz Macerası” sinemasından önce kısaca bahsedip, sonra rahaaatça yoruma geçeyim.

Tamam bir “Türk çocuk sineması” olarak film cepte ama sahada, Shirek, Buz Devri, Neşeli Ayaklar, Kayıp Balık Nemo da var değil mi?

1 saat 29 dakikalık Rafadan Tayfa: Dehliz Macerası sineması için neler diyebiliriz bi’ bakalım...

Başlangıcında, hani o klasik giriş büyüsü hissettirilmiş; gündelik yaşamın tam ortasından devam eden bir havası var ve gayet sıcak karşılıyor bizi. Rafadan Tayfa ekibinin kaldığı mahalleyi izliyoruz. Hızlı bir olay akışıyla, mahalleye gelen bir inşaat firmasının, mahalleyi yıkma söylentisiyle harekete geçen ekip, Kuşçu Baba ile görüşerek biraz rahatlar çünkü mahalle tarihî bir değer taşıyorsa ve bunu kanıtlarlarsa, mahalleyi kurtaracaklardır.  İşte bu aşamada “dehliz” arayışı başlar. Kütüphaneden bulup inceledikleri eski “İstanbul’un Unutulan Dehlizleri” kitabındaki haritadan, yaşadıkları mahalle bölgesinde dehliz olup olmadığına bakarlar. Ulaştıkları bilgiye göre hemen yakın bölgeden hareket edip, dehlize gece vakti girerler. Dehlizin tehlikeli aşamalarından geçip delillerle çıktıkları kapıdan, kendi binalarındaki kapıcıyla karşılaşırlar ve delilleri o pos bıyıklı adam alıp, bunları kimseye söylemeyin, deyince bir şüphe uyandırarak devam eder.

İşte nihayetinde o pos bıyıklı adam, inşaat firmasının patronu çıkar. Bunu da mahalleliye, bahar yemeği gününde hoparlörle hazır bekledikleri dehlize o kapıcı gelince itiraf ettirir ve kanıtlarlar.

Gelelim nasıl bulduğuma?

Çocuklarımla gittim ve asıl yorumları onların izleme keyfinden çıkardım öncelikle.

Başlangıcındaki olay girişi, bir anda serüvende hissettiriyor ama ne olduğunu anlamaları, bir şey hissetmeden mümkün değil. Çocuk kitle açısından, evlerin yıkılma ihtimali biraz duygusal ifadelerle çocuklara geçirilebilir ve sadece “animasyon” izlemekten öte, bir hikâye izledikleri sağlanabilirdi. Evet, tam anlamıyla duygu eksikliği vardı sinemanın bütününde. Sadece animasyon ve ani hareketlerle çocuğa ancak geçebilen biraz heyecan vardı. Dehliz kısmı, karanlık olmasından dolayı çocuk psikolojisinde yaş sınırına giriyor. Yedi, sekiz yaşındaki bir çocuk, karakterle kendisini bağdaştırırken, o karanlıkta kendisini nasıl gergin hisseder? Ki ilk yarı yani dehliz kısmında sönük bir izleme pozisyonundaydık; sönük ve gergin.

İkinci yarıda biraz hareketlilik oldu. Birkaç günden ibaret sinema zamanı, kendi alanındaki çocuk sinemalarına göre çok sığ ve daralmış bir zamana sahip; bu sıkıcılık demek bir anlamda. Heyecan ve gülüşme aşamaları elle sayılır kadardı. Yani televizyonda bir çizgi film seyretmenin ötesine geçemeyen bir sinema olmuş açıkçası. 300 bine yakın gişe yapan bu sinemada izleyiciler, daha zevkli, daha eğlenceli, daha profesyonel bir sinema izlemeyi hakkediyorlardı.

Dediğim gibi, animasyon kalitesi ağırlıklı ama sinema kalitesi yetersiz bir çalışma olmuş. İzleyici kitlesi de animasyondan etki beklentisi üzerine odaklıdır muhtemelen. Ayrıca o uçuşan toz zerreleri bazan gereksizdi. Dikkat dağıtıcı bile sayılabilir. Dehlize ilk girdiklerinde, Hayri çantasındaki ipin ucunu, dönüş için ağaca bağlayıp öyle dehlize giriyor; tabii ip gergin. O ip Hayri’nin çantasından itibaren bir ara gevşeyince dedim hata geliyor. Sonra ise bir fare, ipi kemirmiş olacak ki yumak yapıp karşılarına çıkıyor; sebebi de Hayri’nin çantasındaki börek kokusu.

Kurgu olarak basitti açıkçası ve eleştiriye açık.

Benden bu kadar ?

lafkafe.com | Belkıs Tunçay