İstanbul’un en büyük kilisesi "Sent Antuan Kilisesi"ndeydik

İstanbul’un en büyük kilisesi "Sent Antuan Kilisesi"ndeydik

İstanbul’un en büyük kilisesi "Sent Antuan Kilisesi"...

Beyoğlu İstiklal caddesinde Galatasaray Lisesi’nin oradaki tünel tarafındadır. 

İstiklal Caddesindeki dehşetli kalabalığın içinde kendinizi kaybetmiş halde yürürken, gözden kaçırılamayacak kadar dikkat çekici olan bu yapıyı görüp içerisini merak etmemek elde değildi. Muhteşem yapısıyla, insanı geçmişe sürükleyen dokusuyla insanı kendine davet ediyor âdeta.

Daha önce hiç kiliseye girmemiştim ha; “kiliseye girmek günah mı” sorusu kafasında canlananlardan olduğumdan değil, belki cesaretsizlik, belki başka bir dinin yapısı özel bir ibadethane olduğu içindir... 

İlk girişte kocaman dış görünüşü, kırmızı taşları dikkatinizi çekiyor, uzun bir süre seyredip duruyorsunuz. Yavaş adımlarla ilerlerken sağınızda kulübe gibi bir yerde Meryem Ana ve İsa’nın büstleri ile karşılaşıyorsunuz...

Kapıya doğru ilerleyip içeri girdiğinizde o mistik hava ve kokuyu hemen hissedip, meraklı ama ağır adımlarla devam ediyorsunuz...

Duvarlarında Hristiyanlığın öğretilerini okuyorsunuz; aynı bizim camimize girdiğimizde duvarlardaki tabloların üzerinde yazılı ayetler gibi...

İçeri girdiğimde sağ ve sol duvarlarda yanan mumlardan alıp elindeki mumu yakan insanları, dileklerini bir umutla burada şanslarını denemelerini düşündükten sonra karşımda kocaman çarmıha gerilmiş İsa heykelini seyre dalıp bu dini düşünmeye başlıyorsunuz...

O kadar dehşetli ve heybetliydi ki biraz daha ilerleyerek, ayin için gelip oturan ve ayini dinleyenlerin yanlarına oturdum. Kimse sen kimsin der gibi bakmadı, yani kendinizi yabancı hissetmiyorsunuz.

Evet, bir kiliseyi gezip görmek sizi ne dinden çıkartır ne de değiştirir. Sadece farklı bir ortamda tarihi bir yapıyı, farklı bir dinin yapılarını görmüş, öğrenmiş oluruz... Bu bizden bir şeyler eksiltmez, bize çok şey katar…

 

Peki bu özel kiliseye adını veren kim?  Hadi biraz onu tanıyalım...

Aziz Sent Antuan

Fernando; evet asıl adı Fernando. 1195’de Lizbon’da zengin ve  asil bir ailenin çocuğu  olarak dünyaya geldi. Ailesi onun avukat olmasını isterken, Fernando daha mütevazi bir hayat istiyordu.

Çocuk olmasına karşın dua etmeyi çok seviyordu. Bir efsaneye göre, Lizbon Katedrali'nde, şeytanın varlığını hissedip yere bir haç çizerek onu kovmuştu. On beş yaşına girdiğinde ailesinin üzülüp üzülmeyeceğine aldırmadan, oturduğu sarayı terk edip, Lizbon yakınlarındaki bir manastıra girdi. Bu manastırda kendini geliştirerek Avrupa'da önde gelen bilim adamlarından biri oldu.

Antuan artık dünyayı terk etmişti. Tanrı ile konuşarak ve tarikat kardeşlerine hizmet ederek günlerini geçiriyordu.

Antuan, hayatının sonuna kadar bu şekilde dünyadan kopmuş olarak Tanrı'nın yolunda yaşamaya hazırdı fakat İncil'de dendiği gibi "İnsanlar kandil yakıp tahıl ölçeğinin altına koymazlar. Tersine kandilliğe koyarlar; oradan da evdekilerin hepsine ışık verir.”

Günümüze kadar Antuan hakkında birçok efsanevi olaylar aktarılmıştır.

Hayatını insanlara iyilik ederek geçiren Antuan, yorgunluktan ve hastalıktan bitkin düştüğünde, yakın bir gelecekte öleceğini anlamıştı. Tanrı'nın karşısına gitmeden önce ruhunu dua, tövbe ve oruçla arıtmak istiyordu.

Hayatının son demlerini Tanrı’ya adayan Antuan 13 Haziran 1231’de son gününü yaşadı, 36 yaşında dünyadan ayrıldı.

İşte, İstanbul’un en büyük gözde kilisesi olan Sent Antuan ve adının verildiği mekân...

lafkafe.com | Sevim Pehlivan