Ömrün, içinde bulunduğun andır... - Erkam Yıldırım yazdı

Ömrün, içinde bulunduğun andır... - Erkam Yıldırım yazdı

İnsanlık var olduğundan ve varlığa büründürüldüğünden bu yana, her zaman ve her zamanın içinde var olma mücadelesi vermiştir. Bu mücadele, kendi öz varlığını unutturmaya, kendisini var edeni düşündürmemeye yol açmıştır. Bu da onu sürekli iki zaman arasında yaşatıp, anlık yaşama kabiliyetini zayıflatmıştır. Halbuki ondan istenen, ondan sorumlu olduğunu bildiren zaman dilimi, içinde bulunduğu andır. Çünkü, geçmiş zaman ölü, gelecek zaman da henüz gelmediğinden, insan anı yaşamaktadır. Bu zaman dilimi nedense çoğu insanın aklından hariçtir. Yani bu düşünce sürekli olarak akılda tutulması gerekirken, buna muhalif davranmak ne kadar akıllıca olur siz değerli okuyucuların  değerlendirmesine bırakıyorum.

O zaman an‘ın içinde saklı olan bazı şeyleri müzakere edelim sizinle. An, geçmişin bir adım önünde iken, gelmemişin bir adım arkasındadır. Yani geçmiş, anın içinde var olmuştur, an ile hayat bulmuştur. Çünkü bir şeyin geçmesi için an ile doğması gerek, bir şey, bir an içinde doğacak ki bir süre sonra geçsin, geçmişe girsin. Her ne şekilde olursa olsun, o zaman diliminin an’da doğması gerekir. Gelmemişe gelince, geleceği belirleyenin an olduğunu anlamamak olamaz her halde. Zira bir şeyi tayin etmek adına, bir şeyin gelecekte var olmasını sağlamak adına, o şeyi anda kendi öz ve hür kararlarıyla insanın barındırması gerek ki, gelecekte, alınan o kararı içinde barındırsın.

Demem o ki gelmemişe kuvvet veren, yön belirleyen, hazırlayan, tayin eden an’ın kendisidir. O zaman şöyle düşünmek gerekmez mi, insan neden an’a ehemmiyet vermiyor da geçmiş ve gelmemişe ehemmiyet veriliyor? Ya da neden şu üç zaman diliminin kuvvetini ve kudretini an ile toplayıp rahat etmez ki insan? Halbuki dini ve vicdanı olarak geçmişte barınan ameller ahvaller suçlar ödüller ya da cezalar, senin yaşadığın andan çıkma değil miydi? Ayrıca seni o zamanki geleceğe yani, şimdiki anına taşıyan bunlar değil miydi? Demek ki, anı iyi yaşayıp değerlendirmek, hem dinî, hem içtimaî, hem de dünyevî olaylarının örgüsünü belirleyen tek zaman dilimi olarak karşımıza çıkıyor. Yani o zaman şunu demeli ki, geçmişin ve geleceğin sadece andan ibaret. Çünkü geçmişin zaten geçmişken ve gelmemişin ise daha gelmemiş iken bu telâşın, heyecanının anlamı ne?

O zaman belirleyici unsur, bulunduğun an olması gerekmez mi?

Geçmiş ve gelecek...

Bu iki zaman da üzülmeni ve endişelenmeni gerektirecek hiçbir şey olmamalı iken, sen üzülüp yaşadığın an’a kuvvet vermeyerek motivasyonu yitiriyorsun. Ve her gün geçerken ve takvim yaprakları her gün düşerken senin ömründen gelmemişte bulunan imtihan tedirginliği biraz daha karamsarlığa sarıyor seni. Halbuki yanlış yapıyorsun, farkında bile değilsin. İmtihan için, içinde bulunduğun zamanı en iyi şekilde değerlendirmen gerektiğini bilmelisin. Ve bunu başarabilirsen, bir zamanda, iki zamanı birleştirerek tek seferde geçmişi ve geleceği yaşayabilirsin. Yani an içinde geçirdiğin her çaban, an’a verdiğin her kuvvet, geçmişine güzellik saçarken, gelmemişine yön vererek istediğin nehirlerden içmek istediğin berrak suları önünde bulmayı gerçekleştirecektir. 

Şimdi demeliyiz ki; bütün sorumlulukların an, bütün kazanımların an, bütün kaybedişlerin an ile gerçekleşir. Yüce Allah sana bu üç zaman dilimini vermekteki sebep, ise: geçmişi sorgulayıp hatalarını düzeltmen, geleceğe de ona göre yön vermen içindir. Yani, sana yaklaşan her şey için hazırlıklı olman. Ve bunları an’a kuvvet vererek yapman. O zaman şimdi seninle diyoruz ki, geçmişe üzülmek ve gelmemişe endişelenmek, toprakların en derin mezarlıklarına gömüldü. Ve diyoruz ki, şimdi an’ı en iyi şekilde yaşama ve değerlendirme zamanı geldi. O zaman şimdi an’a misafir olmaya gidelim, var mısın?

| Erkam Yıldırım